
Devletin sansür alışkanlığı Internet’e sıçrayalı bu ülkede o kadar trajikomik vakalar yaşandı ki; artık hiçbir şey bizi şaşırtamaz oldu. Ama sanırım giderek kendimizi aşıyor olmaıyız: çünkü olaya yeni bir boyut getirdik. Bu defa komedinin, öncekilerin boyutunu fersah fersah geçmesinin aktörleri ise mağdur olan kesim. Yani blogger ve web camiası. Bilmeyenler için olayın seyrini kısaca özetlersek:
Önce, geçtiğimiz Cumartesi günü Blogger servisine giden iki önemli domainin (blogger.com ve blogspot.com) Lig TV korsan yayınları nedeniyle, Digiturk’ün başvurusu üzerine mahkeme kararı ile kapatılması sonucu bir anda önemli bir sayıda blog yazarı, bloglarından oluverdi.
Hemen sonrasında tepkiler duyulmaya, konu tartışılmaya, rezaletin boyutları ortaya çıkmaya başladı. Özellikle bir süredir yoğun bir şekilde faal olan sansür karşıtı hareketler çeşitli eylemlere başladılar.
Bu eylemlerin şekil ve yöntemlerine dair çeşitli eleştiriler olmakla birlikte, herkes sansüre karşı duruş konusunda hemfikirdi. Bu görüş ayrılıkları, tarafların kendi argümanları konusunda aşırı hassas olmasından dolayı verimli tartışmalardan uzak kalsa da, çeşitli fikirlerin doğması açısından umut vericiydi.
Ta ki düne kadar… Dün tatil nedeniyle bilgisayar ve Internet’e uzak bir gün geçirdim. Kendime vakit ayırdım. Sonrasında FriendFeed’e girdiğimde oldukça şaşırdım. Alemşah‘ın daha önce de Serdar‘ın duyurduğu bir toplantı ile ilgili yazısına gelen yorumlarda eleştiriler başlamış, sonrasında ise verilen cevaplarla ortalık bayağı karışmıştı. Sonrasında taraflardan biri geri adım atınca sular duruldu. Şimdilik “yorgan gitti, kavga bitti” diyebiliriz. Ancak ne yazık ki sansür konusu hala ortalıkta tüm vehametiyle duruyor.
Halen emekleme döneminde olan bu nüfusu küçük sektörde, herkesin kuyruğunun birbirine değdiğinden olsa gerek; samimiyetten, dürüst ve içten diyaloglardan yoksunluk daha ne gibi trajikomik sonuçlara sebebiyet verir bilemiyorum ama, bu yaşanan son vaka bir ders niteliğinde olmalı hepimiz için. Önceleri sansür uygulayanların cehaleti, giderek artan dozda gülme krizlerine sebep olurken; şimdilerde önce kendi içimizden sanal krallar çıkartıp, sonra da onlara karşı sanal donkiştoluklar yaparak, hızla tam bir komedi unsuruna dönüştürüyoruz kendimizi. Olanlardan ders çıkarıp, silkinip kendimize gelmeli, “daha iyi nasıl?” diye kafa yormalı ve buna odaklanmalıyız.
Her zamanki gibi bol bol güldük ağlanacak halimize ama durum gerçekten vahim görünüyor. Bugün konusu geçen bir fıkrada olduğu gibi havanda su dövmeyelim. Burası Türk Cehennemi. İçinde kalmak veya burayı Türk Cenneti’ne dönüştürmek bizim elimizde.
Additional comments powered by BackType
Döktürmüşsünüz Fatih bey!
Teşekkürler… Bir gece yarısı yazısı işte. Beğendiğinize sevindim :)
Bu tip durumlar internet sektörümüze hizmet verenler ve bu sektörün sırtında yük olanların görülebilmesi açısından önemli. Daha sosyal medyanın ne olduğunu anlamadan “sen kim oluyorsun da benim yazdıklarıma yorum yapıyorsun”, “kim bu avam kişiler, ben bunları takip eder miyim hiç, FF neler yaptın benim egoma” şeklinde yazılar yazan paşa babalar “Türkiye’yi biz kurtarırız, siz diğerleri efendi olun oturun yerinizde” tavırlarıyla ne kadar itici, ne kadar irrite edici olduklarını farkettiklerinde kendileri için çok geç olmuş olacak. Arada bu sülükler yüzünden kaybeden Türk interneti olacak ama.
Pire için yorgan, birilerinin bu kapatma yetkisini ellerinden alması lazım, bu yetki var diye bunlar oluyor. Genelin faydalandığı siteleri birkaç kişi uygunsuz kullanıyor diye kapatmakta nereden çıkıyorsa.
[...] önce karar uygulayıcı mercilerin, akabinde klasik ve sosyal medya aleminin, sonra da bizzat sansür mağdurlarının eliyle tam bir komediye dönüştü. İnternet üzerinden heyecanla başlayan sansür karşıtı [...]