
Hayatımın en önemli yazlarlarından Balzac‘ın kitaplığımda önemli bir yere sahip olan müthiş bir romanı vardır: Vadideki Zambak. Kitap, aristokrat bir aileden gelen genç bir adam olan Felix’in bir partide karşılaştığı, kendinden yaşça büyük ve evli bir kadın olan Henriette’e gördüğü andan itibaren aşık olmasını anlatır. Onu gördüğü ilk anı bir türlü unutamayan Felix ile Henriette,sonraları tekrar karşılaştığında koyu bir sohbete başlarlar. Asık suratlı, soğuk bir adamla mutsuz bir evliliği olan Henriette, kendisini birdenbire ona ailesindeki durumları ve kederli çocukluğunu anlatan bu adamla dertleşirken bulur. Zamanla aralarında temiz ve gizli bir aşk başlar. Fakat aşklarının imkansızlığı, aralarına giren uzak mesafeler ve zamanların etkisi, üzerlerinde yaratılan toplumsal baskılar gibi nedenlerle bu ikilinin acı dolu hikayesi giderek bir trajediye dönüşür. Öyle ki kitabı okurken, özellikle ikilinin mektuplaşmalarında gözyaşlarınıza hakim olamayabilirsiniz.
Bu aşk, diğer roman ve hikayelerdekilerin aksine yaşamsal her türlü zevk, olgu, durum ve menfaatlerden uzak, tamamen ruhsal bir duygu sağanağıdır. Nedensiz ve zamansız olması ile de okuyucuyu derinden etkiler. Bütün bunları size anlattım; çünkü birazdan size anlatacağım kadın, yani “Beyaz Zambak” ile olan hikayem de bu öyküye çok benzer.
Onu ilk gördüğümde aklıma Greta Garbo gelmiş, onun ihtişamına benzer hali, yürüyüşü ve tavrını görünce ağzımdan istemsiz bir “vay” fısıltısı çıkmıştı. Sonraki günlerde aklımın bir köşesini sürekli kurcalayan bu olgu, bir akşam onun kokusunu içime çekmemin de etkisiyle derin bir aşka dönüştü. Önceleri bu beklenmedik heyecanla sürekli kendi içimde oradan oraya savrulurken, sonraları bu gizli, beklenmedik ve alışılmadık öyküye alışmaya ve o kokuyu her geçen gün daha çok özlemeye başladım.
Yaşadığım ilk ve tek platonik aşkın ilk okul yıllarında kaldığını düşünürken, her geçen gün yeni şeyler öğrendiğim bu beklenmedik ilişkide giderek daha iflah olmaz bir hale dönüştüğümü farketmiştim. Sorun şu ki; onun da hiç beklemediği, aklına bile gelmeyen bu ihtimaller yavaş yavaş gerçeğe dönüşüyor ve o da neler olduğuna bir türlü anlam veremiyor, içinde bulunduğu durumu tanımlayamıyordu. “Olgun Kadın” kavramını kafamda yeniden oturtan ve aslında bildiğimi sandığım bir çok şeyi yeniden anlamlandıran bu kadın, her geçen gün daha çok hayranlığımı kazanırken kendisi de bir kadının nasıl olması gerektiğini her buluşmamızda yeniden tanımlıyordu adeta.
Aşk, arzular, ahlaki değerler, sorumlukluklar, çevresel etkenler ve bunların iç dünyamızda yarattığı çelişkiler, çatışmalar ve sancılarla sürekli bir mücadele halinde günlerimiz geçiyor ve her seferinde daha güçlü bir tutkunun ortasında buluyorduk kendimizi. Nedensiz, ani, tutkulu ve aynı zamanda çekingen bir ilişkinin kollarındaydım. Onun aklımda yarattığı karmaşık çizimlerden dolayı bir çok ismi vardı benliğimde. Ama kendimle başbaşa kaldığımda ve her o aklıma geldiğinde bu olgun, büyük, narin, bakımlı, çekici, zarif ve ve güzel kadın için ağzımdan fısıltı halinde şu kelimeleri çıkarıyorum: “Beyaz Zambak”
Hikayenin sonu Vadideki Zambak’taki gibi trajedik olur mu bilmiyorum ama fikir vermesi açısından ben size Henriette’in son mektubundan bir bölüm ile başbaşa bırakıyorum:
Felix, çok sevilmiş dost, şimdi size kalbimi açacağım. Sizi ne kadar sevdiğimi size göstermekten ziyade bu kalpte açmış olduğunuz yaraların derinliğini ve önemini göstererek borçlarınızın büyüklüğünü size öğretmek için açacağım. Seyahatin yorgunluklarıyla takatten mahrum, mücadele sırasında yediğim darbelerden yorgun olarak düştüğüm şu anda ölmüş olabilirim ve yalnız anne olarak hayatta bulunabilirim. Istıraplarımın nasıl ilk sebebi olduğunuzu göreceksiniz aziz dostum. Bu ilk ıstırapları tattırdıktan sonra indirdiğiniz darbelere kendimi isteyerek arz etmiştim, bugün de sizden aldığım son bir yaradan ölüyorum. Fakat sevdiği insan tarafından harap edildiğini hisssetmekte sonsuz zevkler var.
Hastalık, şüphe yok ki beni az sonra takatsiz bırakacak, çocuklarımın yanında onları mahrum ettiğiniz kalbin yerini almanızı sizden rica için zekamın son ışıklarından istifade etmiş oluyorum. Eğer sizi daha az sevmiş olsaydım, bu göreve sizi amirane bir eda ile memur ederdim. Fakat size bunu kendiliğinizden, mukaddes bir pişmanlığın etkisiyle aynı zamanda bu aşkınızın bir devamı olarak kabul ettirmeyi tercih ediyorum. Çünkü aşk bizde daima nedametle dolu düşüncelere ve bir cezaya çarpılmak korkularına karışmıştı, değil mi? Birbirimizi hala sevdiğimizi de iyi biliyorum. Size kıskanç, ama ölecek derecede kıskanç olduğumu söylemiş miydim? İşte ölüyorum. Fakat teselli olunuz: insanlara mahsus kanunlara itaat ettik. En tabi eğilimlerini kendi emirlerine feda etmiş olanlara karşı tanrının bağışlayıcı olacağını kilise bana en temiz tercümanlarından biri vasıtasıyla söyledi. Şu halde herşeyi öğrenin sevgilim, evet herşeyi öğrenin. düşüncelerimden bir tekini bile bilmemenizi istemem. Son anlarımda tanrı’ya itiraf edeceğim şeyleri siz de bilmelisiniz. Çünkü o gökyüzünün kralı olduğu gibi siz de kalbimin kralısınız.
Additional comments powered by BackType
Okuduğum en içten blog yazısıydı diyebilirim.
Eğer bu hikaye gerçekse ve siz bunu hala yaşıyorsanız sonunda çok acı çekeceksiniz. Hikayenin sonu buradaki gibi trajedik olur mu bilmem demenizden gidişatın pek de iyi olmadığı anlasılıyor. Belli ki siz aşıksınız ama birlikte olduğunuz kadının pek de umurunda değil gibi. İnşallah yanlış düşünüyorumdur.