Zulme Uyanmak

Zulme Uyanmak

Kelimelerin tükendiği yer burası… Bugün yazı yazmak gelmiyor içimden. Kusmak istiyorum. Ağız dolusu, içimi parçalarcasına, çatlarcasına kusmak, saatlerce…

Oysa dün akşam yatarken çok güzeldi herşey. Gün boyu işte kafa patlatmış, sonrasında ise geç saatlere kadar arkadaşlarla çılgınca eğlenmiş ve yüzümde mutlu bir gülümsemeyle uyumuştum. Sabah kalktığımda yatakta hissettiğim sıcaklıkla başladı her şey… Burnumun kemiklerini sızlatan kesif bir koku vardı etrafta. Yavaşça gözlerimi aralayıp çevremi incelemeye başladığım an, midemin kalktı aniden.

Gri olmuştu her yer… Odanın içi, eşyalar, her şey çimento, toz ve kurum karşımı bir tabaka ile kaplanmıştı. Toz bulutunun seyreldiği yerlerde hafif karanlık silüetler görebiliyordum sadece. Yataktaki sıcaklığın nedenini anlamak için başımı çevirdiğimde korkunç bir manzarayla karşılaştım: Yanımda benimle beraber yatan çocuğun vücudu kurşun izleriyle delik deşik olmış, akan kanlar yatağı sırılsıklam yapmıştı. Gözlerim dehşetle açıldı ve o an göz göze geldik. Ağlıyordu çocuk. Ama gözlerinden yaş yerine kanlar akıyor, akan kanlar tozlara bulanmış yüzünde ilginç bir harita oluşturuyordu. Oğluma benziyordu çocuk… Sadece biraz daha esmerdi o kadar.

Dilim tutulmuş bir şekilde ona bakarken; “Ağlamak Güzeldir” dedi çocuk. “Hala öylemi senin için?” Cevap veremedim, dilim tutulmuştu ama o devam etti: “Benim için hiç de öyle değil” dedi. “Rahat hayatında sırf daha çoğu elinde olmadığı için kendi beyninde ürettiğin sıkıntılara ağladın sen. Sonra da onları güzelce ambalajladın… Elbette senin için ağlamak güzeldir.” dedi. “Oysa ilk babamı yerlerde sürüklenip evimizden götürürlerken ağladım ben. Baba gitme! Beni bırakma! diye yalvarırken…”

Ağzımı açacak oldum, kendimi savunmak istedim, sesim çıkmadı. Boğazım düğümlenmişti, nefes alamıyordum. Sanki biri boğazımı sıkıyordu. “Savunacak neyin var ki?” dedi. “Her sabah uyandığında çocuğunun başını okşarken de ağlıyor musun? Babasız çocuklar aklına geliyor mu? Uykusunda kavrulan çocukları düşünüyor musun? Yoksa biz sizin içinizdeki yılan dilli vicdanınızın, uluorta sohbetlerdeki göstermelik günah çıkarma aracı mıyız?”

“Magazin programlarını seyerderken de ağlıyor musun? En son çıkan filmleri izlerken, yatağında keyifle yatarken, rakıda balık olurken, piponu keyifle tüttürüken, “Hayatının Kadınları” ile beraberken, haftalık eğlencelerinde kahkahalarla gülerken, sezon sezon dizileri keyifle bitirirken, yeni çıkan ürünleri deneyip, pahalı kıyafetler içinde kendini yüceltirken, bilgisayarla bütünleşip, günboyu internette farklı şeyler peşinde koşarken, tıka basa karnını dolduruken de ağlıyor musun?”

Sözler tükenmişti. Ağzımı açıyor ama en ufak bir ses çıkartamıyordum. Midem sıkışmış, ağır bir bulantı hissi tüm vücuduma yayılmaya başlamıştı. Odanın bir diğer köşesinde elbiseleri parçalanmış kanlar içinde yatan bir kadını gösterdi çocuk sonra: “Bu benim annem, karnında altı aylık kardeşim vardı. Gözümün önünde tecavüz edip öldürdüler. Sen karın hamileyken, doktor kontrollerinde de ağlamış mıydın?”

Başıma sancılar girmeye başlamıştı. Midem ayağa kalkmış, içimdeki bulantı dayanlmaz bir hal almıştı. Kaçmak istiyordum, o an orada olmamak istiyordum. Kusmak istiyordum. Gördüklerimin ağırlığı altında eziliyordum. Bağırmak istiyordum, sesim çıkmıyordu. Kan ve barut kokusu genzimi yakıyor, başımı daha da fena döndürüyordu.

Bu olanları tıpkı bir film gibi izlemekle, birebir yaşamak çok farklı şeylerdi ve bunu daha fazla kaldırabileceğimi sanmıyordum. Dizlerimin bağı çözülmek üzereydi. O ise ağzında köpüren, siyahlaşmış kanlarla konuşmaya devam ediyordu: “Şu etrafına bir bak: Duvarlardaki kanlar, annemin cesedi, benim budanmış vücudum, kavrulan bedenler, kemikleri törpülenen gençler, bombalara sapanla giren çocuklar ne kadar gerçekse, sen de o kadar sahtesin. Bundan sonra ağlayacaksan, bugüne kadarki yaşadığın tüm sahtelikler için ağla. Çünkü sen yaşadığın sahte hayat içinde yokolup giderken, içinde bulunduğun kuyunu daha da derinleştireceksin. Ama sana bir iyilik yapabilirim. Sağlam kalan tek elimi uzatıyorum işte. Tut elimden. İçinde bulunduğun sahteliklerden sıyrıl, kalk artık, hadi uyan!”

Sesi kafamın içinde çınlıyor, beynimi yerinden sökecek gibi oluyordu: “Uyan artık, uyan, hadi kalk!”. Artık dayanılacak gibi değildi. Ses öyle gürlemiş, öyle büyümüştü ki sanki her yerdeydi. Yerimden sıçyarayarak doğruldum.

Kendime geldiğimde eşim beni şiddetle sarsıyor, “Uyan artık, Uyan! Hadi, kalk! Gene geç kalacaksın” diye sızlanıyordu. Yastık terden sırılsıklam olmuştu. Ani bir hareketle yataktan fırlayıp, beşiğinde yatan oğluma baktım: Her zamanki o alabildiğince çocuk masumiyetiyle uyuyordu. Derin bir nefes aldım. Rahatlamıştım. Olanlar sadece bir rüyaydı.

Her sabahki gibi başını sevgiyle okşamak, mis kokusunu içime çekmek ve yanağına bir buse kondurmak için eğildimde o başdöndürücü bulantı yeniden içimde yayılmaya başladı. Oğlumun sol gözünden bir damla yaş, yanaklarından yastığa doğru usulca süzülmüştü.

1 Comment



2 Responses to “ “Zulme Uyanmak”

  1. efendim diyor ki:

    gün gelir zulmden uyanmaya dönüşür mesele.

    This comment was originally posted on FriendFeed

Leave a Reply

Additional comments powered by BackType