Posted by Fatih Taşkıran in Hayat
on 06 Eylül 2009 | 14 comments
Öğretmenlik ilginç bir meslektir. İnsanlara bir şeyler öğretmek ve onlarla bir şeyleri paylaşmanın verdiği keyfin yanısıra, başta insanlarla uğraşmak ve diğer faktörlerin verdiği stresleri de beraber yaşarsınız. Öğrencilik zamanlarımda öğretmenlerden ve öğretmenlik‘ten nefret eder, “hiçbir zaman öğretmen olmayacağımı” söyler dururdum. Kaderin garip bir cilvesi sonucu her konuştuğum “büyük söz” gibi bu da başıma geldi ve hayatımın bir dönemi öğretmenlikle geçti. Bu süreçte öğretmenin yanısıra birçok şey öğrendim....
Posted by Fatih Taşkıran in Okuduklarım
on 16 Ağustos 2009 | 37 comments
Bugün size Mephisto‘da sürpriz bir şekilde karşıma çıkıp uzun zamandır ara verdiğim bir çalışmama yeniden başlamama vesile olan ilginç bir kitaptan söz edeceğim: Nal – Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri. Yakın zamanda tartışılan bir başka kitabı Bi’at ve Öfke ile hatırlayacağınız Psikiyatr Cemal Dindar‘ın gözümden kaçmış kitaplarından biri bu. Kitap, 1960′lardan günümüze akıl hastalarının hastanede kaldıkları süre boyunca yazdığı şiir, günlük ve diğer metinlerden ilginç seçmeler sunuyor, aynı zamanda anıları ve...
Posted by Fatih Taşkıran in Dinlediklerim
on 10 Ağustos 2009 | 10 comments
Bizi zamana dokundurtmayan hiçbir sahici müzik yoktur. – E. M. Cioran
Yapı itibariyle bir çok müzik türünü dinler, zevk alırım. Bir müziğin bana bir anlam ifade edebilmesi için illa söz içermesi gerekmez. O müzik bana bir şeyler hissettirebiliyorsa benim için yeterlidir. Tabi az da olsa asla tahammül edemeyeceğim türler de vardır. Herkes gibi benim de müzik sözkonusu olduğunda “vazgeçilmezlerim” vardır. Dinlediklerim‘den bahsediyorsak eğer, yine beni tanıyanların kolaylıkla tahmin edebileceği gibi ilk olarak Barış Manço diyeceğim.
(daha...
Posted by Fatih Taşkıran in Dinlediklerim
on 09 Ağustos 2009 | 6 comments
Sözüm meclisten dışarı dostlar.
Bugünlerde kendimi “hıyar” gibi hissediyorum.
Hani dilim dilim doğrasalar beni,
Marmara, Ege, Karadeniz ve hatta Akdeniz cacık olur diyorum.
Derdim öylesine büyük ki dostlar.
Kırka yarıp, yine kırka bölseler,
Ve kırk bostana gübre diye serpseler,
Kırkbin tane ot biter de kırkbin derde deva olur diyorum.
Ne oldu bana böyle durup dururken?
Oğlan aldı başını gitti. Kız zaten lafımı dinlemezdi.
Düğmem kopuk, paçam sökük, oramda buramda çengelli iğneler…
Bir de çengelli iğne nazar bozar derler!
Hanımın çorabı...
Posted by Fatih Taşkıran in Hayat
on 12 Haziran 2009 | 29 comments
Farkında olmasa da herkesin “hayat” dendiğinde anladığı şeyi özetleyen tek bir kelime vardır. Hayatın özüdür onun için. Hayat uçsuz bucaksız bir deniz ise, bu şey; o denizin en coşkulu ve aynı zamanda en dingin yerinin adıdır ona göre. Huzur kaynağı, yegane zevki, görünce yüzünün güldüğü, sahip olunca tüm dünyanın onun olduğunu hissettiren bir şey. Simyacı’da “Kişisel Menkıbe” de denir buna. Kimi için paradır bu, kimi için kariyer, kimi için statü, kimi için sanat… Liste uzar gider. Benim için bu kelime veya kavramın...