Posted by Fatih Taşkıran in e-Marketing
on 22 Kasım 2009 | 7 comments
Kim derdi ki yıllardır kullandığın marka, bir gün evine yollayacağı çok özel bir paketle seni şaşırtacak? Ofise gelen şık, siyah paketin üstündeki parmak izi alanı ilk şaşırtıcı şey oldu benim için. Sonra o alana dokununca duyulanşuh bir kadın sesi “Fatih beey” diya başlayan bir cümle kuruyordu. Ses o kadar çekiciydi ki kutunun içieriğine olan merakımı unutup, defalarca mesajı dinledim. Kutunun içinde ise başka bir sürpriz beni bekliyordu.
(daha...
Posted by Fatih Taşkıran in Sosyal Medya, e-Marketing
on 06 Kasım 2009 | 2 comments
Terminatör’ün Türkiye’ye geliş öyküsünün son bölümünde, yol haritamızın son ayağı olan ve yaşanan sürecin belki de en heyecanlı kısmı olan final bölümüne: yani eğlence kısmına yakından göz atacağız. Sosyal Medya kampanyalarında etkiyi maksimuma ulaştıran öğelerden biri de kitleyi oyunun içine katmak ve onları katılımlarını ödüllendirmektir. Bu noktadan hareketle, son haftamızda eğlenceyi doruk noktasına ulaştırmak için kolları sıvadık.
(daha...
Posted by Fatih Taşkıran in Sosyal Medya, e-Marketing
on 05 Kasım 2009 | 15 comments
Terminatör’ün Türkiye’ye geliş öyküsünde bugün, kampanya süresince yaşananlara daha yakından bakacağız. Projenin hazırlık aşaması ve Yol Haritası’nın ardından sıra, çizdiğimiz yolda emin adımlarla ilerlemeye gelmişti. Bu zorlu ama bir o kadar da eğlenceli süreçte yaşananları hatırladığımıza bugün bile gülümsüyor ve mutlu oluyoruz. Karşılaştığımız zorluklara ve bizi sınırlayan olgulara rağmen o kadar keyif alıyorduk ki zaman içinde bunun alışkanlığa dönüştüğünü fark ettik. İşte o eğlenceli süreç:
(daha...
Posted by Fatih Taşkıran in Sosyal Medya, e-Marketing
on 04 Kasım 2009 | 10 comments
Terminatör’ün Türkiye’ye geliş öyküsüne kaldığımız yerden devam ediyoruz. İlk bölümde projenin hazırlık aşamasına kısaca değinmiştim. Bugün de oluşturduğumuz yol haritası ve bunun üzerinden ilerleyişimize bir bakış atalım istiyorum. Hazırsanız başlayalım:
(daha...
Posted by Fatih Taşkıran in Beğendiklerim
on 30 Ekim 2009 | 0 comments
Son zamanlarda sadece “Pazar Yazıları” yazan köşe yazarları gibi oldum, farkındayım. Kaşlarınız çatık bir şekilde yaptığınız sitemlerde haklısınız. Ama inanın sıkı mazeretlerim var…
Hafta içi aklıma gelen, not aldığım ve rastladığım onlarca konu/yazı sürekli birikirken, süregiden çılgın yoğunluk arasında hem güncelliğini yitiriyor, hem de size ulaşamadan arşivin tozlu raflarında kalıyor. Böyle olunca da onları tamamlayıp yayına alma isteği bir türlü içimden gelmiyor. Bu nedenle kendime ayırdığım ender zamanlarda (ki bu...