Posted by Fatih Taşkıran in Internet Kültürü
on 23 Eylül 2009 | 12 comments
Her geçen gün yeni site engelleme haberleri görmek adetten olduğu için, artık pek rağbet görmüyor. Ne zaman ki büyük ve kullanıcı sayısı yüksek servisler engelleniyor, işte o zaman yeniden sansür tartışmaları alevleniyor. Yakında sanırım bunlar da “adi haber” vasfını kazanarak gözümüze batmamaya başlayacak. Kısacası toplum olarak, ne yazık ki her şeye olduğu gibi sansüre de alışıyoruz. Giderek daha da komikleşen bu süreçte geçmişe baktığımızda ne yazık ki sansür karşı hareketlerin de giderek sığlaştığı ve sıradanlaştığı...
Posted by Fatih Taşkıran in Hayat
on 20 Eylül 2009 | 37 comments
O’nu mutlaka görmek isteyeceksin bir gün, öyle veya böyle. Ne kadar “umurumda değil” desen de… Neden biliyor musun? Çünkü insanoğlunun yaşamasını sağlayan en önemli dürtü “merak”tır. Özellikle de “Nereden geldim ben, nasıl oldum?” gibi sorularının cevabını arar insan ömrü boyunca. Eninde sonunda senin de içinde bu merak uyanacak ve ona yenik düşeceksin. Onu bulacak ve görmek isteyeceksin.
(daha...
Posted by Fatih Taşkıran in Hayat
on 19 Eylül 2009 | 1 comment
Hayır bu defa “eski bayramlar” diyerek ve çocukluk anıları anlatarak sıkıcı bir giriş yapmayacağım. “Modern Zaman Tebrikleri”*ne alıştım artık. Geleneğe uyup steril, kısa ve öz bir tebriğim var bu defa: Tüm okurlarımın ve internet aleminin Ramazan bayramını tebirk eder, sevdiklerinizle birlikte mutlu ve huzurlu, şeker gibi bir bayram geçirmenizi dilerim.
*: Siz de tepkiliyseniz benim gibi bu “steril tebriklere” ses verin de eski günlere dönelim bir dahaki bayramda tekrar. ...
Posted by Fatih Taşkıran in Internet Kültürü, Sosyal Medya, e-Marketing
on 17 Eylül 2009 | 6 comments
Bir varmış, bir yokmuş… Teknolojiyi ve bilgiyi hep dışarıdan ithal eden bir ülkede, pazarlama vilayetinde markalar ve ajanslar mutlu ve huzurlu bir hayat yaşarlarmış. Her güne aynı şekilde başlayıp, atalarından kalan geleneklerini devam ettiren şehrin sakinleri, arada bu montonluktan sıkılıp farklı şeyler denemeye kalkışanları isyan çıkarmakla suçlayıp, hızla aforoz ederek alışkanlıklarını sürdürür, törelerini korurlarmış. Bu kurulu düzen süregiderken bir gün, yine ithal edilen kolilerden birinin üstündeki yazı hepsini kuşkulandırmış: Sosyal...
Posted by Fatih Taşkıran in Hayat
on 13 Eylül 2009 | 1 comment
Makale Yazarı: John Taylor Gatto
Mevcut okulların en büyük başarısı şu ki, benim en kaliteli öğretmen arkadaşlarım arasında, hatta tanıdığım en iyi aileler arasında bile çocukların başka türlü eğitilebileceğine dair düşünceye sahip olanların sayısı son derece azdır.
Oysa belki bir yüzyıl öncesinde durum çok daha başkaydı: İnsanlar yine disiplinliydiler, ama aynı zamanda özgürdüler; sosyal sınıflar arasında bu kadar keskin bölünmeler yoktu; insanlar kendilerinden daha emin, icad yeteneği yüksek, ve en önemlisi, pek çok şeyi bağımsız olarak...
Posted by Fatih Taşkıran in Hayat
on 12 Eylül 2009 | 0 comments
Çocuklara öğrettiğim altıncı ders, “daima izleniyor oldukları” dersidir. Ben bir eğitimci olarak öğrencilerimi daima gözetim altında tutarım. Bütün öğretmen arkadaşlarım da aynı şeyi yaparlar. Bu sebeple, çocukların kendilerine özel bir alanları yoktur, kendilerine özel bir zamanları da. Belki ders başlangıcında gelişigüzel arkadaşlık yapmaları için en fazla beş dakikaları olur. Sonra öğretmenler olarak bu süreci hemen keseriz. Eğer öğrenci gevezeliğe evde devam ediyorsa, aileleri çocuklarının düzensiz davranışlarını rapor etmeye teşvik...
Posted by Fatih Taşkıran in Hayat
on 11 Eylül 2009 | 1 comment
Öğrettiğim beşinci ders, “Öğrencinin değerinin onun değerini ölçen bir ‘gözlemci’ye bağlı olmasıdır.” Öğrenciler okullarda sürekli değerlendirmeye tabi tutulur ve o değerlendirmeler sonucunda belli etiketlemelere maruz kalırlar. Bir kesinlik izlenimi veren aylık öğrenci raporları, çocuğun etrafındaki onaylayıcıların sayısını arttırmak için evlere gönderilir. Ailelerin bu rapordan ne derece hoşnutsuz olacaklarının bir önemi yoktur. Aslında uzun bir uğraş sonucunda hazırlanmayan bu raporlar, öğrencinin “kusur profili”nin...
Posted by Fatih Taşkıran in Hayat
on 10 Eylül 2009 | 3 comments
Öğrettiğim dördüncü ders, “Hangi derslere çalışacağına öğretmen olarak benim karar vereceğimdir.” Sahip olduğum bu güç sayesinde “iyi çocuklar” ile “kötü çocuklar”ı her zaman birbirlerinden ayırma fırsatı yakalarım. İyi çocuklar onlara verdiğim ödevi benimle hiçbir çatışmaya girmeden ve büyük bir istekle yapan öğrencilerdir. Aslına bakarsanız, çocuklara öğretilecek milyon tane iyi konu vardır. Ama ben öğretmen olarak bunların içinden yalnızca birkaç tanesini seçerim. Bu tercih bana aittir. Bu tercihi yaparken, hiç...
Posted by Fatih Taşkıran in Hayat
on 09 Eylül 2009 | 1 comment
Öğrettiğim üçüncü derse gelince: “Çocukların özgür iradelerini önceden tasarlanmış emir zincirleriyle kuşatmaktır.” Bir öğretmen olarak okulda öğrencilerin sayısız kararına müdahale ederim. Bunu yaparken, ya bana meşru bir hak olarak verilen notla korkuturum onları. Ya da benim sınıf üzerindeki kontrolümü tehdit eden davranışlarını disipline bildirmekle geri püskürtürüm. Özellikle bu gibi durumlarda benim kararlarım birbirine ardına hızla gelir.
(daha...
Posted by Fatih Taşkıran in Hayat
on 08 Eylül 2009 | 1 comment
Çocuklara öğrettiğim ikinci ders, Açıl dediğimde açılmak, kapan dediğimde kapanmaktır; tıpkı bir elektrik düğmesi gibi. İlk ders veya son ders olması hiç farketmez, öğrencilerimden her zaman öğrettiklerime karşı yüzde yüz bir ilgi beklerim. Bunu tavizsiz talep ederim. Sıralarının yanlarında sürekli dolaşarak onlardan hep bir beklenti içinde olurum. Onları onaylama yetkimi, aralarında bir rekabet oluşması yönünde bilinçli bir şekilde kullanırım.
Dersin bittiğini haber veren zil çaldığında ise, hemen tavır değiştirir ve onlardan ellerindeki işi derhal...